Blog

Kripke’nin “Katı Gösterici” Fikrinin Kant’ın Felsefesindeki Temel Ayrımları Sarsması

halka
Görsel Yok

Kripke Adlandırma ve Zorunluluk isimli klasiğinde özel adların semantik mekanizmasını incelemeye almış ve Frege, Russell ve Searle gibi filozofların belirli betimleyicilere dayanan kuramlarını reddetmiştir. Modal, semantik ve epistemik argümanlarla görüşünü temellendirmeye çalışan Kripke’ye göre özel adlar sabit gönderimlere sahip birer katı gösterici (rigid designator) olarak belirli bir nesneye delâlet etmektedir. Özel adların bütün mümkün dünyalarda aynı nesneye delâlet edebilmesini mümkün kılan şey belirli betimleyiciler değildir. Zira belirli betimleyicilerin farklı mümkün dünyalarda farklı nesnelere delâlet edebilmesi mümkündür. O halde bir özel ada mümkün dünyalar arası özdeşliğini veren başka bir zemin olmalıdır. Bir özel ad ilk adlandırmadan sonra nedensel bir silsile içerisinde o adı kullanıp nakleden bir topluluğun kullanımları üzerinden delâletindeki sabitliği elde eder. Kripke nedensel gönderim kuramı olarak da adlandırılan katı gösterici fikrini özel adlarla sınırlı tutmamış ve altın, su, ısı, kaplan gibi doğal tür adlarının (natural kind terms) da özel adlar gibi katı gösterici olduklarını düşünmüştür. Bu düşünceler gerek özel adlar gerekse doğal tür adlarının yer aldığı özdeşlik bildiren önermelerin zorunlu oldukları sonucuna götürmüştür. Buna göre belirli bir şahsın veya belirli bir doğal türün iki adı olması durumunda bu iki adın geçtiği bir özdeşlik önermesi zorunlu olmaktadır. Örneğin “Su H2O’dur” veya “Isı moleküllerin hareketidir” şeklindeki önermeler zorunlu olarak doğru olan önermelerdir. Ancak bu tür adlandırmalar duyusal tecrübe içerisinde yapılmış mümkün eylemlerdir ve bu tür önermelerin doğruluğu a posteriori olarak bilinmektedir. Bu durumda bilimlerdeki birçok tanımlamanın da içinde yer aldığı bir önerme grubunun zorunlu a posteriori olması şeklinde bir durum ortaya çıkmaktadır. Halbuki Kripke’ye kadarki iki asırlık süreçte “zorunlu” kavramı, “a priori” ve “analitik” kavramları ile mütelâzim olarak görülmüştü.

Öte yandan Kripke Adlandırma ve Zorunluluk’ta “standart metre” meselesinden yola çıkarak mümkün a priori önermelerin de olabileceğini göstermiş ve böylece Kant’tan beri yer etmiş olan a priori-a posteriori şeklindeki epistemolojik ayrımın mâhiyetini ve sınırlarını tartışmalı bir hâle getirmiştir. Benzer bir durum daha önce Quine’ın gene Kant’tan beri yerleşmiş olan analitik-sentetik ayrımına karşı yaptığı taarruzda da görülmüştü. Kant’ın felsefî sisteminin en önemli unsurlarından biri olan sentetik a priori yargılar zaten elenmişti. Kripke’nin zorunlu a posteriori ve mümkün a priori önermelerin olduğuna dair düşüncesi ile birlikte Kant’ın felsefesinde çok merkezî bir konuma sahip kavramlar olarak zorunluluk ve a priori kavramlarının bağlantısı da meşkûk bir hâle gelmiş oldu.