Blog

Felsefe, Metafizik ve Medeniyet Kavramları Bize Ait Kavramlar Mıdır?

halka
Felsefe, Metafizik ve Medeniyet Kavramları Bize Ait Kavramlar Mıdır?

Ulemâ tarihte kelam ve felsefe kavramlarını birbirinden hassas bir şekilde temyiz etmiş ve kendi ilmî faaliyetleri için felsefe kelimesini kullanmaktan imtina etmişlerdir. Ancak bugün ilim ve fikirle iştigal eden birçok Müslüman bırakın felsefe kelimesini metafizik kelimesini bile kendi düşünce ve inançları için çok rahat bir şekilde kullanabilmektedir. Halbuki metafizik kelimesi felsefe kelimesine göre çok daha yüklü bir kavramdır. Felsefe kelimesi de düşünce kelimesine göre yüklü bir kavram olmakla birlikte pratik hayatta avamın dahi kullanabileceği kadar esnek istimallere sahip olması hasebiyle metafiziğe göre yükünü biraz daha hafifletmiş bir kavramdır. Bugün İslamî ilimlerle iştigal eden Müslümanların dahi metafizik kelimesini çok rahat sahiplenebildiklerini ve kimilerinin onu neredeyse İslam inancı ile müteradif bir şekilde kullanıyor olduklarını görmekteyiz. Söz gelimi “Müslümanların yeni bir metafizik inşa etmeleri gerekir” şeklinde bir cümle artık piyasada kulağı tırmalamayacak bir seviyeye geldi. Mana olarak çok doğru bir iş yapıyor olabiliriz. Kaygımız ve niyetimiz çok hâlisane, safi ve doğru olabilir. Ama lafızların da kendine ait bir dünyasının, bir iktidarının, bir tesir alanının olduğunu unutmamalıyız. Her bireyin ve her toplumun kendine özgü bir düşüncesi olur muhakkak. Ancak felsefe ve metafizik kelimelerini ilk varlığa geldiği toplumun düşüncesinden ve bu toplumun dünya ile kurduğu varoluşsal irtibatlardan tamamen tecrit etmek ne kadar mümkündür? Keza bu kelimelerin sonraki toplumlarda kazandığı dünyalardan ve asır asır üzerinde biriktirdiği düşüncelerden, kaygılardan, okuma çerçevelerinden, insanı, hayatı ve ölümü anlamlandırma tarzlarından ne kadar sıyrılabiliriz?

Felsefe ve metafizik kelimelerini neden bu kadar rahat sahipleniyoruz? Heidegger, bizim gözümüzde o büyük düşünce geleneğinin devamı olmasına rağmen ne felsefe ne de metafizik kelimesini kendi düşüncesini ifade etmek için kullanır. Derdini anlatmak için kendi özel kavramlarını geliştirir. Hal böyleyken biz nasıl olur da kendi geleneğimize aslî olarak ait olmayan bu kelimeleri çok rahat bir şekilde ve neredeyse İslam’ı ifade etmek için kullanıyoruz?

Seyyid Şerif Cürcânî Şerhu’l-Mevâkıf’ta kelamın mevzusu tartışmalarında Taftazânî’nin Şerhu’l-Makâsıd’taki bazı düşüncelerini ağır bir üslupla eleştirirken onu “felsefecilerden beslenmekle” ile itham eder. Felsefe kelimesinin bir küfretme ifadesi olarak istimal edilebildiği bir bağlamdan tarihin bir dönemindeki Müslüman tecrübede bir felsefenin varlığını keşfettiğimizde mutlu olacağımız bir bağlama intikal ettik.

Abdurrahman Arslan medeniyet kavramı hakkında -ki metafizik kavramından çok daha masum bir kavramdır ve biz bu kavramı günde belki on kere kullanırız, kendimizi tanımladığımız üç dört kelimeden biridir- meâlen “Medeniyet kelimesi lafzı bize ait olan, ancak muhtevası bize ait olmayan bir kavramdır” der. İslam’ın medeniyet şeklinde kavramsallaştırılamayacağını söyleyen Arslan’a göre medeniyet kavramı her şeyden önce ve fazlasıyla batı merkezli bir kavramsallaştırmadır. O, batı uygarlığı karşısında aşağılık kompleksinin ürünüdür ve seküler bir kavramdır. Medeniyet kavramının sekülerliğini hissetmek hiç de zor değildir. Bugün Arapça’da “medenî devlet” (الدولة المدنية) ifadesi, dini esas alan bir devlet anlayışının mukabili olarak “laik devlet” (الدولة العلمانية) anlamında kullanılmaktadır. Keza Türkçe’de de kullanılan “medenî hukuk” tabiri, şeriatın mukabili olarak seküler hukuku ifade etmektedir. Batıdaki civilization kavramı bugün Arapça’da “حضارة” diye tercüme edilmektedir. Bu kelime yüz sene önce “عُمران” (umran) şeklinde ifade edilebiliyordu.

Hâsılı, bir kavramın içeriğinin bize ait olup olmadığı ve bizi hangi dünyaya bağladığı çok hayati bir mevzu. Zira kavramlar aslında ziplenmiş itikatlardır. Onları bir yere taşımak muhakkak ve muhakkak kendi bağlamlarını ve ait oldukları dünyayı da bir miktar sürükleyerek oraya getirmek demektir.